PyP6. Haberler > Kulaklarınızın Pasını Silmenin Vakti Geldi Türkiye'nin Yaşayan En İyi 33 Kadın Sesi - 0325 - 1553 Türkiye'deki kadın şarkıcıları hem teknik açıdan hem de verdikleri duygu yönünden değerlendirdik. Yaşayan isimler arasında yaptığımız bu sıralamada yok yok. İşte 33 harika ses 33. Merve Özbey Listenin 30 yaş altı tek şarkıcısı olan Merve Özbey, uzaylara kadar çıkan sesiyle şimdiden gönüllerde taht kurdu. Ebru Gündeş'in vokalistliğini yaparak piyasaya dahil olan Özbey, şarkıların hakkını veren gerçek bir kadın sesiyle şarkı söylüyor, tizlerine olan hakimiyeti dudak ısırtıyor. 32. Zuhal Olcay Duru bir sese sahip olan Olcay, Türkiye'de bağırarak şarkı söylenen bir devirde kendine has bir yoruma sahiptir. Zuhal Olcay tüm görmüş geçirmişliğini, yaşadıklarını, sevdiklerini sesine yansıtabilen bir kadın. 31. Melihat Gülses Melihat hanım adeta aşk edercesine şarkı söyler. Ağzından çıkan her söze bir mana yükler, sessizliği de sarki söylemesinde yardımcıdır. Onun nezaket yüklü yorumları karşısında zaman zaman şaşırıp kalabilirsiniz ve ruhunuzu tamir edersiniz. 30. Umut Akyürek Umut Akyürek her zaman karşılaştığımız solistlerden değil. Sesinin sınırlarını sonuna kadar kullanan Akyürek, eserlerin notasyonda yazıldıkları yerlerinden okuyan ender şarkıcılardan. 29. Özlem Tekin 44 yaşındaki şarkıcı çok fazla vokal farklılığına sahip değilmiş gibi dursa da kadınların yapmakta pek başarılı olamadığı brutal vokal tarzı ile canlı performanslarında farklı bir lezzet sunuyor. Gırtlağını pervasızca kullanma yönünde son derece başarılı olan Özlem'in kafa seslerinin güzelliği de şarkılarında değişik denemeler yapmasına olanak veriyor. 28. Muazzez Ersoy Nostalji şarkıların kraliçesi Muazzez Ersoy da Türk müziğini icra farkıyla ortaya koyan sanatçılardan. Özellikle efemine vurguları ve hisli yorumlarıyla meşhur olan şarkıcı sahnede gerçek bir assolist oluyor. 27. Candan Erçetin 90'lardan beri kulağımızda önemli bir yer edinen Erçetin, kendi edasıyla şarkılara ruh katanlardan. Esasen çok girift bir vokal tarzı olmasa da hafif çatallı ve parlak sesiyle söylediği her şeyi kendine yedirmeyi başarıyor. 26. Yıldız Tilbe Şarkıcılık konusunda son yıllarda zaman zaman eskisini aratsa da Yıldız Tilbe pervasızca şarkı söylemenin Türkiye’deki adresidir. Hiçbir şey düşünmeden, hiçbir şeyi takmadan hissettiğini aktarma ustası şarkıcı bestekarlığıyla da bunu taçlandırmıştır. 25. Emel Sayın Sanat müziğimizin sarışın ve iyi kalpli meleği, o kadar kırılgan bir sese sahip ki ne söylese kulağa güzel geliyor. Klasik dönem eserlerini de çok yetkin bir şekilde okuyabiliyor. 24. Işın Karaca Sezen Aksu okulunun mezunlarından olan bir isim Işın Karaca. Kaliteli bir ses tınısına sahip yenilmez bir ses. Keskin çıkışları olan ve istediği şekilde yönlendirebildiği sesiyle hafızalardan silinmeyecek bir şarkıcı. 23. Nur Yoldaş Kendinden vibrasyonlu, taklit edilmesi güç bir sese sahip olan Nur Yoldaş, 1980'li yıllarda Türk müziği ve Batı müziği sentezi taşıyan Sultan-ı Yegah eseriyle bambaşka bir yol açmıştı. Hala çok benzerinin olmadığı keyifli bir şarkıcılık örneği sunuyor. 22. Muazzez Abacı 2000’li yıllarda kendini müzik çalışmalarından çeken sanatçı, gazinoların en onemli assolistlerindendi. Tabiri caizse aslan gibi bir sese sahip olan Abacı, renkli kişiliğiyle de sahnelerin her zaman tartışılan ve korkulan sanatçılarından biri olmuştur. 21. Sabahat Akkiraz Ülkemizin halk müziğindeki en önemli kadın üstadlarından biri olan Sabahat Akkiraz, sesiyle dervişlere, aşıklara, abdallara ruh üflüyor. Onun gibi bozlak, samah, kırık hava okuyan bir kadın sesi her zaman karşımızı çıkmıyor. Çok teknik bir yorum tercih etmeyen Akkiraz daha çokk söylediği türkünün toprağını sesine yansıtmaya çalışıyor. 20. Ceylan Ertem Rock ve jazz kökenli olan şarkıcı tam anlamıyla vokal müziği yapıyor. Dünyada Björk gibi örnekleri olan bu tarzda Ceylan Ertem sahip olduğu sesi yapabildiği bütün farklı yöntemlerle kullanıyor. Sistemli şarkıcılığa alternatif olarak çok daha deneysel bir şarkı söyleme tekniği var. 19. Mine Koşan Arabesk müziğe bir dönem damgasını vurmuş şarkıcı aynı zamanda tasavvuf müziği ve Türk sanat müziği yorumlarıyla da göz doldurur. Tam ağız, dolu dolu şarkı okumayı seven 57 yaşındaki Koşan şarkıların hakkını veren yorumlarıyla meşhurdur. 18. Jehan Barbur Onu canlı izlemişseniz neyle karşı karşıya kaldığınızı anlamış olmalısınız. Genç yorumcular arasında jazz kökenine sahip isimlerden Barbur, batılı bir sedayla şarkı söylüyor. Türkçeyi tane tane kullanarak ve kendine ait vurgular yaparak sözlerin hissiyatını bambaşka bir yere çekiyor. 17. Linet 41 yaşındaki İsrail asıllı şarkıcı ilk olarak Gencebay şarkılarına getirdiği şiddetli yorumlarla dikkat çekmişti. Ancak yıllar geçtikçe gördük ki Linet'in sesinin değdiği her şarkı başkalaşıyor. Hem kuvvetli bir sese sahip hem de alışılmadık nağmelerle süslediği şarkıları yoğurmayı çok iyi beceriyor. Özellikle son yıllarda değeri bilinmeye başlandı. 16. Zara Puslu ve dumanlı sesiyle yıllardır piyasada olan Zara her tarzda sesini kullanabilmesi ile fark yaratan bir sanatçı. Aslen Türk halk müziği kökenli olan 40 yaşındaki şarkıcı, Türk sanat müziğini de arabeski de aynı yetkinlikte okuyabiliyor. 15. İnci Çayırlı Hocaların hocası unvanına sahiptir. Aynı zamanda şeflik yapan solist, eserlere kattığı duru ve sakin yorumlarıyla ünlü. Türk sanat müziği eserlerinin yanı sıra pop türüne ait şarkılar da seslendiriyor. 14. Sibel Can Orhan Gencebay tarafından keşfedilen 45 yaşındaki şarkıcı için boğazında akide şekeri var yorumunu yapanlar var. Cilveli sesi ve inci kolye gibi dizdiği nağmelerle gönlümüzde. 13. Ebru Gündeş Güçlü alto sesiyle her sene yorumunu daha da güçlendiren Ebru Gündeş, sesine olan hakimiyetiyle kulaklarımıza ziyafet veriyor. 41 yaşındaki sanatçı zor arabesk şarkılarda ortaya koyduğu hem okşar hem de döver tarzı benzersiz bir denge ortaya koyuyor. 12. Zerrin Özer Vibrasyonlu sesiyle her zaman fark yaratan şarkıcı özellikle Şehrazat'ın söz ve bestesini yaptığı Kıyamam şarkısı ile rüştünü ispatlamış, bir döneme ismini altın harflerle yazdırmıştı. Çok iyi doğaçlama jazz da okuyan 58 yaşındaki Zerrin Özer, gerçek bir sahne sanatçısı. 11. Nilüfer Aranjman senelerinden o ve Ajda Pekkan kadar kaliteli şarkı söyleyen sanatçı kalmadı. Geleceğe miras bir yorumcu, son yıllarda konserlerinde sesinde pürüzler dikkatimizi çekiyor olsa da güzelliğinden hala bir şey kaybetmeyen şarkıcı Geceler, Esmer Günler, Mavilim, Uzaklarda, Aşk Kitabı gibi klasikleşmiş şarkılarıyla bize duygusu yoğun zor pop şarkıları dinletti. 10. Birsen Tezer Kadife sesli şarkıcı dinleyenleri olduğu yerden bir süre alıkoyuyor. Sesinde huzur var, şarkılarında anlattığını insana iyice belletiyor. 50 yaşındaki şarkıcının sesinde dört dörtlük bir ahenk mevcut. 9. Sezen Aksu Türk popu minik serçeye çok şey borçlu. Bestekar kimliğiyle milyonların duygularına tercüman olan sanatçının şarkıcılık konusunda da farklı gelen lezzetli bir yorumu var. Türk müziği kökenini de kullanarak vurucu ezgilere ağız olan Sezen Aksu, yaşanmışlık dolu sesiyle yalnız zamanımızın değil tüm zamanların en önemlilerinden. 8. Nükhet Duru Bir döneme damga vuran Nükhet Duru, her sözcüğü adresine tek tek teslim ederek söylüyor şarkılarını. Baskın vurgularla belirgin nefes duraklarıyla şarkılara özgün yorumunu koyan 62 yaşındaki sanatçı, acapella dinlendiğinde sesinin temizliği ve okuma şeklindeki berraklık insanda hayret duygusu uyandırıyor. 7. Selda Bağcan Türkiye'de halk müziği yorumcusu olarak tanıdığımız Selda Bağcan aslında 80'lerde psychedelic müzik yapan isimler arasında en başarılı olanlardan biriydi. Yurt dışında da ciddi bir hayran kitlesi olan Bağcan, Batı'da Türkiye'nin Cesario Averosu olarak görülüyor. Özgün eserlere getirdiği farklı yorumlarla dikkat çeken Bağcan insanın içine işleyen bir ses tınısına sahip. 6. Kibariye Arabesk müziğinin perilerinden biri olan Kibariye pek detone olmayan kusursuz bir yorumculuğa sahip. Hiç nota bilmeyen şarkıcının yeteneği tam anlamıyla Allah vergisi. 5. Bülent Ersoy Musikinin profesörü. Türk müziğinin divası olarak nam salmış 64 yaşındaki büyük yorumcuyu, mikrofonsuz da yeri göğü inletebilen örneği az bulunan sesi ile tanıyoruz. Ancak onun en önemli özelliği Türk müziğinin karmaşık ve zor sisteminin gerektirdiği komaları eksiksiz ve son derece profesyonel bir şekilde basmasıdır. 4. Aynur Doğan Dünya standartlarinda bir şarkıcı Aynur Doğan. Türkü söyleme konusunda duygu anlamında çok basarılı olan Kürt şarkıcı, Türkiye'nin doğusuna has hem geniş aralıklı hem de son derece duygu yüklü bir tınısı olan sese sahip. Uzun havalar, bozlaklar, etnik şarkılardaki vokal teknikleriyle izleyenleri bambaşka alemlere davet ediyor. 3. Ajda Pekkan Türk pop müziğinin divası. Kadife bir plak üzerine kaydedilmiş gibi canlı okuyor. Hem tizlerde hem de peslerde kendi özel sesiyle bambaşka bir yorum ortaya koyuyor. 70 yaşına gelen Ajda Pekkan buna rağmen hala taş gibi bir sesle şarkı söyleyebiliyor. 2. Sertab Erener 51 yaşındaki şarkıcı için Türkiye'nin Eurovision fatihi diyebiliriz. Opera kökenli olan şarkı sesinin enginliğini pop kökenli şarkılarına yansıtmayı başarabilen Sertab, Türk popunda teknik ile duygunun en iyi birleşimi. Painted on water projesi ile ne kadar iyi jazz söylediğini de gösteren şarkıcı, aynı zamanda Türk müziği de okuyabiliyor. 1. Şebnem Ferah Türk rock müziğinin kraliçesi. Sadece Türkiye'de değil dünya standartlarında bir sesi ve sesini kullanma şekli var. Scream vokalle 3 saat sahnede performansindan zerre kaybetmeden şarkı söyleyebilen 44 yaşındaki Şebnem Ferah, kafa sesi ile normal sesi arasında adeta dans ediyor. Türkiye’de yetişen ve tüm dünyada tanınan sanatçıları listelere sığdırmak neredeyse imkansız. Pek çok başarılı esere imza atmış müzisyenlerimizin bir kısmını listemize ekledik. Siz de yorumlarınızla listeyi daha da genişletebilirsiniz. Barış Manço Müzisyen olmasının yanı sıra farklı sanat dallarında da eserlere imza atan Barış Manço, Türk Rock müziğinin öncüleri arasında yer alıyor. Dönence şarkısıyla dünyadaki ilk psikedelik müzik örneklerinden birini veren Manço, şarkıcı olmasının yanı sıra bir söz yazarı, besteci, televizyon programı yapımcısı, sunucu, köşe yazarı, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı ve Kültür Elçisidir. Belçika Kraliyet Akademisinde Resim, Grafik ve İç Mimari alanında öğrenim gören Manço, akademiyi birincilikle bitirmiştir. 200’ün üzerinde bestesi olan sanatçı, dünyanın dört bir yanında televizyon programı yapmış ve konserler vermiştir. Şarkılarının pek çoğu Yunanca, Japonca, Almanca, Fransızca, İngilizce, Arapça ve İbranice gibi çok sayıda dilde yorumlanmıştır. Okay Temiz Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuvarında vurmalı çalgılar ve timpani öğrenimi gören Okay Temiz, dünyaca ünlü bir caz sanatçısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısıdır. Ulvi Temel Orkestrası ile Avrupa’nın pek çok ülkesinde dans lokallerinde çalışan Temiz, trompetçi Maffy Falay ile Sevda grubunu kurmuştur. Yine dünya çapında bir trompet ustası olan Don Cherry ile pek çok festival ve konserde yer almış, Cherry ile plaklara imza atmıştır. Grup, aralarına basçı Johnny Dyani’nin katılmasının ardından New Hamphsire College’da ders vermiştir. Kurduğu İsveç-Türk caz grubu Oriental Wind ile Batı ve Türk enstrümanlarını bir araya getiren Temiz, Avrupa’dan Asya ve Amerika’ya kadar dünyanın pek çok yerinde turneler düzenlemiş ve albüm çalışmaları gerçekleştirmiştir. Ayrıca Barcelona’dan Zürih’e, Ljubliana’dan Amsterdam’a kadar dünyanın dört bir yanında Türk ve dünya ritimlerini tanıtan programlar yapmış ve seminerler düzenlemiştir. Durul Gence Orta Doğu Teknik ve Hacettepe Üniversitelerinde eğitim de vermiş olan Durul Gence; vokalist, davulcu, besteci, aranjör ve orkestra şefidir. Ajda Pekkan, Gönül Yazar ve Tanju Okan gibi isimlerin yanı sıra Sonny Sharock, Herb Geller, Bertice Reading, Four Pennies, Lili Ivanoca, Peter Bastian, Anders Koppel ve Herbie Mann gibi dünyaca ünlü isimlerle çalışmıştır. Kerem Görsev Bir caz sanatçısı, piyanist ve besteci olan Kerem Görsev; Ed Howard, Rabin Kenyata, Doris Troy, Eric Revis, Allan Haris, Steve Kirby, Marcus Strickland ve Elvin Jones Jazz Machine gibi dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte çalışmıştır. Dünyanın dört bir yanında konserler veren Görsev, St. Petersburg Philarmonic Orchestra ile kendi bestelerinden oluşan bir albüm çalışmasına da imza atmıştır. Leyla Gencer Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı ve opera sanatçısı olan Leyla Gencer, 20. yüzyılın en önemli sopranolarından biri kabul edilmektedir. Milano’dan Roma’ya Viyana’dan San Francisco’ya, Köln’den Londra’ya ve Bilbao’dan Buenos Aires’e kadar dünyanın dört bir yanında hem opera sahnelerinde hem de resitallerde yer almıştır. Bülent Bezdüz İki defa En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazanmış olan Bülent Bezdüz, Mersin Devlet Opera ve Balesi’nde çalışırken Avrupa Opera Merkezi’nden davet alarak Manchester’a gitmiştir. Paris Şan Yarışması’nda ikincilik kazanan Bezdüz, Mozart’ın Lucio Sillaile eseri ile uluslararası solistlik kariyerine başlamıştır. Dünyanın dört bir yanında opera sahnelerine çıkan Bezdüz, 2010 yılında ilk defa verilen Andante Klasik Müzik Ödülleri’nde En İyi Erkek Opera Yorumcusu ödülü kazanmıştır. 2012 yılında ise Semiha Berksoy Opera Vakfı tarafından verilen En İyi Erkek Opera Sanatçısı ödülü almıştır. Celil Refik Kaya 1991 yılında doğan Celil Refik Kaya, David Russel’dan Raffi Arslanyan’a kadar pek çok başarılı müzisyenden eğitim almıştır. 6 yaşındayken Bach’ın I. Lavta Suiti’nin Bourré bölümünü kendi kendine çalmayı başarmış olan Kaya, dünyada müzik dâhisi olarak kabul edilen az sayıda isimden biri. İlk ustalık dersini New York Queens College’da veren Kaya, Indiana University tarafından düzenlenen ve tüm dünyada ilgiyle takip edilen Uluslararası Klasik Gitar Yarışmasında birinci olmuştur. Aydın Esen Piyanist ve bestekar Aydın Esen; Norveç Eyalet Müzik Akademisi, Berklee Müzik Koleji ve Yeni İngiltere Müzik Konservatuvarında çalışmalar yapmıştır. Dünya çapında tanınan caz piyanisti ve besteci Chick Corea, 2000 yılında Jazztime dergisine verdiği röportajında Aydın Esen’in dünyanın en iyi piyanisti olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. Erol Pekcan Bateris ve caz sanatçısı olan Erol Pekcan, Türk cazının temel taşlarından biri kabul edilen Jazz Semai isimli albümü ile tanınmaktadır. Türkiye’nin ilk caz gruplarının kurucularından biri olan Pekcan, Amerika Birleşik Devletleri Hükümetinin davetlisi olarak 1984 yılında ülkeye davet edilmiş ve ABD’nin en ünlü caz merkezlerinde konferanslar vermiştir. İsmail Soyberk Bas gitarist ve stüdyo müzisyeni olan İsmail Soyberk, Sezen Aksu’dan Aziza Mustafa Zadeh’e, Erkan Oğur’dan Eşref Ziya ve Joan Baez’e kadar pek çok sanatçıyla Türkiye ve dünya turnelerine çıkmıştır. Soyberk ayrıca Edip Akbayram ve Dostlar Orkestrası’nın kurucularından biridir. BONUS Asım Can Gündüz Virtüöz gitarist ve rock şarkıcısı olan Asım Can Gündüz, Türkiye dışında Awesome John ve John Gundez isimleriyle tanınmaktadır. 1992 yılında, Turkish Girls isimli şarkısı, BFBS Radio’da ayın en iyi yabancı şarkısı seçilen Gündüz, pek çok radyo ve televizyon programına imza atmıştır. Energy, Power ve Kiss FM’in kurucularından olan Gündüz, Zuhal Müzik’in de ortaklarından biridir. Gary Moore, Eric Clapton ve George Michael gibi sanatçılarla birebir görüşerek onların şarkılarını da yorumlamıştır. ABD’nin Blues Hall of Fame organizasyonu Gündüz’e Legendary Blues Artist Efsanevi Blues Sanatçısı ödülünü vermiştir. Erkan Oğur Perdesiz gitarı icat eden Erkan Oğur; kopuz, cümbüş, bağlama, keman, us, e-bow, perdesiz gitar, klasik gitar ve elektro gitar gibi çok sayıda enstrüman çalmaktadır. Fretless albümü, Avrupa’da Yılın Yaratıcı Albümü seçilen Oğur, perdesiz gitar ve perdesiz bağlamayı geliştiren kişi olarak dünya müzik literatüründe yer almaktadır. Ayrıca bir ekşi sözlük yazarı Oğur’la ilgili olarak Steve Vai’nin Oğur’dan perdesiz gitar dersi aldığını belirtiyor. Ahmet Ertegün İş adamı olmasının yanı sıra söz yazarı ve Atlantic Records’un ABD kurucusu olan Ahmet Ertegün; Led Zeppelin, The Rolling Stones, Miles Davis, Ella Fitzgerald, Frank Zappa, Stevie Wonder, Bee Gees, Ray Charles ve Eric Clapton gibi çok sayıda ismi müzik dünyasına kazandırmıştır. Katibim şarkısını Amerikan müziğine kazandıran Ertegün, Mevlevi müziğinin dünyada tanınmasına büyük katkı sağlamıştır. Berklee Müzik Okulundan onursal doktora unvanı ve ABD Kongre Kütüphanesinden Yaşayan Efsane unvanları alan Ertegün, 2006 yılı Grammy ödül töreninde Icon’ ismi verilen onur ödülüne layık görüldü. 3 Grammy kazanmış olan Ertegün, ABD’de Nasuhi-Ahmet Ertegün Rock and Roll Hall of Fame’i kurmuştur. Listemizin ikinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. Bu içeriği beğendiniz mi? Bunun gibi daha fazla içerik üretebilmemiz için bize Patreon´da destek olun. 🙂 türkiye akrep burcudur, yükseleni yengeçtir, ay burcu da 29 derece 53 dakikayla ikizlerdir neredeyse yengeç olmuş yani bkz bu adresten türkiyenin haritası konuyla ilgili astrolog barış ilhan'ın yazdığı güzel bir yazı vardırtürkiye’nin kimliği...akrep burcu, görünenin gerisindeki şeylere yönelen, derinliğin ve aşırılığın burcudur. duyguları ya sevgi, ya nefret, ya hep ya hiç gibi aşırı uçlardadır. ne zaman birisi ağzını açsa derhal düşen borsa kadar aşırısı var mı? güç ve iktidar akrep’in en önemli konularıdır. güçsüzlük ve acizlik en korktuğu şeyler olduğu için yaşam yolu bunları yaşayacağı deneyimlerle doludur. belirli döngülerle krizler çıkararak sürekli ölümü deneyimleyen akrep, küllerinden yeniden doğan zümrüd-ü anka kuşu gibidir. cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşadığımız idamlar, askeri darbeler, ekonomik krizler bunun tipik göstergeleridir. akrep’i doğduğu zaman dünyadan mutlu bir kabul görmediği için içi hasetle, çevresi düşmanlarla dolu yunanistan, arap dünyası, rusya, vb. bir insan gibi düşünebilirsiniz. ona göre sanki dünyada her şey bir köşede fırsatını bulduğu zaman onu yutmaya hazır bekliyor gibidir. bu durumda kontrolü ele alarak savunmaları güçlendirmek ordu beslemek, içeride ve dışarıda herkesi her an örgütlenerek kendisini yok edecek bir düşman gibi görmek, her darbeye karşı strateji taktik geliştirmek sürekli komplo teorileri üretmek, uyanıklık ederek gizlice başkalarının kaynaklarından faydalanmak örneğin türki cumhuriyetlerinde iş yapan uyanık işadamlarımız, bunları alamadığı zaman öldüğünü hissetmek akrep’in karanlık yönleridir. bu süreçte akrep çevresindekilerin isteklerini, amaçlarını hesaplamaya ve buna göre tavır almaya çalışırken, kendi olumsuz özelliklerini görmezden gelerek, kendisini saklayarak sürekli dışarıyı suçlar. aslında içinde derin bir yıkıcılık beslemektedir. sen beni öldürmeden ben seni öldüreyim’ dürtüsü, her koşulda güçlü olma ve kazanma arzusu başının belasıdır. ne zaman böyle bir dürtüyle harekete geçse kendi kendini sokarak öldürür. ne zaman dünyanın nihayet bizim önemimizi kavradığını düşünerek böbürlensek pabucumuz dama atılmıyor mu? şöyle düşünün diyelim ki avrupa birliğine girdik, sizce o gece bir birliğe katılmanın çoskusunu mu yaşarız, yoksa onlara geçirmiş’ olmanın coşkusunu mu? akrep’in en büyük problemlerinden biri işte bu güç savaşı yöneticisi olan pluto yeraltı dünyasının tanrısıdır. türkiye’ye baktığımızda yeraltını her yerde görebiliriz. açığa çıkartılmamış, bastırılıp üzeri örtülmüş, kapalı, gizli saklı her şey yeraltına aittir. bunlar arasında mafya, casusluk, rüşvet, seks ve uyuşturucu trafiğini sayabiliriz. tabii üzeri örtülmüş olan her şey mutlaka kötü değildir. yıllar önce toprak altına gömülmüş olan uygarlıkları barındırıyoruz. bu sayede bir turizm ülkesiyiz. topraklarımızın altı maden dolu. eğer bu madenleri borç para için bağışlamazsak, inşallah bunlardan biz para kazanacağız. bir zamanlar ipek yolu üzerinde bulunan topraklarımız artık uyuşturucu trafiğinin neredeyse merkezi durumunda. akrep burcunun simgelediği mevsim, doğanın dış kabuğunun çürüyerek yeraltında humusu oluşturduğu mevsimdir. bu çürümüşlüğü her yerde en sevilmeyen burcun akrep olduğunu biliyor musunuz? insanoğlu karakter özelliklerini iyi ve kötü diye ikiye ayırıp, iyileri kendisi taşırken, kötüleri başkalarına yüklemek alışkanlığında olduğu için, içinde bastırdığı bu kötü özellikleri dışarıda görmekten pek hoşlanmaz. yani trafik polisine rüşvet verip 26 milyon ceza ödemedi diye arkadaşımıza enayi derken bir bankanın paralarını cebine atanları sevmeyiz. veya herhangi bir iş için rüşvet alırken, bizden fazla rüşvet alanları ülkeyi mahvetmekle suçlarız. kızılderili bir reise iyiyle kötü nedir diye sormuşlar. demiş ki sen benim karımı alırsan kötüdür, ben senin karını alırsam durumdaki tabloya baktığımızda türkiye, ne olduğu pek bilinmeyen, yeraltında kalmış olumlu kaynaklarını kullanmak yerine, yukarıda sayılan özelliklerini ortalıklarda sergileyerek tüm dünyaya ben aslında önemli ve güçlüyüm. beni mutlaka onaylamanız gerekir’ mesajı vermeye çalışan bir şaşkın görünümündedir. tabii bunlara bir de yükselen burcu olan yengeç’ten gelen misafirperverliğini eklemek zorundayız. bir anne gibi diğer insanların beslenmesi, barınması ve büyütülmesiyle ilgili olan yengeç burcu ülkemizde evinde güzel ağırlama özelliği ve yemekleri ile kendisini akrep burcu gerçekten bu kadar lanetlenmiş bir burç mudur? ve yengeç burcu sadece yemek yapıp, misafir mi ağırlayacaktır? türkiye’nin yeraltında, perde arkasında ve evinin mutfağında ne işi var?eğer durum eskisi gibi sürüp gitseydi bir sorun yoktu. kapalı kapılar ardında gül gibi geçinip gidiyor, yiyip içiyorduk. ancak doğada işler böyle yürümüyor. her şeyin bir ömrü var. ve türkiye için bir kez daha ölümü deneyimleme ve yeniden doğma zamanı geldi. yeniden doğarken artık akrep’in ve yengeç’in olumlu özelliklerini kullanmaya başlamak akrep’in karanlık yönlerine bakarsanız genellikle yıkıcılığa ve bölmeye yönelik olduğunu görürsünüz. biz ve onlar, iyiler ve kötüler. sanki bir savaş veya maç gibi. oysa iyi de biziz, kötü de… akrep’in en olumlu özelliği kaynaştırmak, bütünleştirmek ve iyileştirmektir. yengeç de destekleyici ve büyütücüdür. bu iki burç da kişinin iç dünyasına yönelmesini simgeleyen burçlardır. bunlar asıl zenginliği, değer ve önem duygusunu içlerinde bulmak zorundadırlar. dış dünya ile ilgileri sadece içlerinde bulduklarını dışarıya sergilemek boyutundadır. dolayısıyla bu özelliklere sahip olanların başkalarından onaylanma ve önemsenme istemeleri beyhudedir. bu tavrı sürdürdükleri sürece sürekli dikkat çekmek için tepinen ve tutturan çocuklara benzerler. türkiye’nin önünde uzanan yol kendi kendisini beslemek, büyütmek, ancak kendi kaynakları yetersiz kaldığında başkalarından kaynak talep etmek yoludur. paylaşmak kuşkusuz önemlidir, ancak önce kendi kaynaklarını canlandırmak zorunludur. "ben şunu yapmak istiyorum, bunun için ben de şunlar var, geri kalanını sen verebilir misin?" diyebilmek gerekir. türkiye şu anda "bende hiçbir şey yok, hepsini sen ver" diyen bir ülke konumunda olduğuna göre yanlış yoldadır. devlet bir şeyler yapsın, geçinemiyoruz diyen ailelerin çoğunda fertlerin önemli bir kısmı çalışmamaktadır. artık kendini büyüterek bağımsızlığını kazanmış bir yetişkin olduğunda türkiye dünyada iyileştirici, bütünleştirici, besleyici özellikleriyle bir kartal gibi göklerde süzülen ve çevresindeki kollayan bir ebeveyn figürü olmaya adaydır. ancak önce içeride bunları yapmak gerekiyor. bu da devletin işi olduğu kadar bizim de işimiz. günlük hayatta her şeye ve herkese karşı bütünleştirici ve destekleyici olmamız, sürekli şikayeti ve eleştiriyi bir kenara bırakmamız türkiye için gerçekten çok önemlidir. türkiye tüm dünyaya eşitlik, kardeşlik ve özgürlük mesajı vermesi gereken bir ülkedir. bunun için bu özellikleri önce kendi içinde geliştirmesi gerekir. asıl bağımsızlık herkesin olduğu gibi olmasına izin verebilmektir. bu çerçeveden baktığımızda ülkemizde gerçekten bağımsızlık yoktur. türkiye’de mahkemelerin dışında çok güçlü bir yargı mekanizması vardır. bilmek çok ön plana alınmıştır. herkes neyin nasıl olması gerektiğini çok iyi bildiğini düşünerek konuşmaktadır. oysa aslında türkiye aklına fazla güvenmemektedir. kendine uymayan hazır reçeteleri kendine uyduruverir. aslına bakarsanız aklına fazla güvenmemek iyidir. bu özelliğin amacı bilgeliktir, hoşgörüdür. ancak eskiden bu topraklarda yaşayan bu bilgelik henüz ülkemizde görülmemektedir. bu güvensizlikle her kafadan bir ses çıkarken iyice karmaşaya sürüklenilmekte, sonra da pür dikkat düşünenlerin düşünceleri’ dinlenmektedir. bu karmaşa içinde her şey bir mantık zincirine oturtulmaya çalışılırken içten gelen asıl bilgi ile temas kesilmektedir. bu tabloda kendine özgü, farklı düşünceleri ifade etmek neredeyse olanaksız durumdadır. hangi grup içinde yer alınıyorsa sürekli onu savunmak adeta zorunludur. özgürlük yanlısı gruplarda da durum farklı değildir. değişik bir şey yapan, farklı bir ses çıkaran birisi derhal yargılanarak mahkum edilmekte, bunun ses getirebilmesi için birileri tarafından onaylanması beklenmektedir. avrupa, amerika veya bir bilim adamı söylediğine göre doğrudur mantığı. ortalıkta şiddetli bir fanatizm hüküm sürmektedir. oysa türkiye sanılanın aksine fanatik bir ülke değildir. özünde bağrında her türlü düşünceyi ve davranışı besleyebilecek özelliklere sahip hoşgörülü bir ülkedir. ancak saygın olma, sözünün dinlenmesi arzusu herkesi fildişi kulesine taşımıştır. ortalık uygulamadan yoksun, sadece kendisinin haklı olduğunu savunan düşünceler karmaşası ile doludur. bu durumda yapılması gereken artık susmak, hem kendi içini hem karşıdakini dinlemek, bunları anlamaya çalışmak ve yapıcı düşünceleri hayata geçirmeye çalışmaktır. kitlelere söz hakkı tanımadığı için devleti suçlamak beyhudedir. çünkü devletin simgelediği şey aslında günlük yaşamda birbirimize yaptıklarımızdan farklı değildir. bu süreç evimizde çocuklara söz hakkı vermemekten başlamakta, işyerinde fikrimizin alınması için müdürlüğe terfi etmemize kadar sürmektedir. ülkemizde en sık duyulan cümlelerden biri "sen sus bakalım, bacak kadar boyunla bana akıl mı vereceksin"dir. konuşmak için boyumuzu uzatmak veya dinlemek için uzun boylu birini aramak zorunda kalmadığımız zaman devlet de bize söz hakkı verecektir. sıra ancak ondan sonra dünyanın bizi dinlemesine aslında çok barışçı bir ülkedir. gönlünde yatan paylaşmak, birlikte hareket etmek, herkesin bakış açısını anlamaya çalışmaktır. ancak akrep’in yıkıcı yönleri ile özellikle canını yakabilecek kadar özel konularda örneğin ermeni meselesi güç savaşlarına girerek, tamamen kazanmaya odaklanarak kendi yenilgisini hazırlamaktadır. mutlak yenilgiye dönüşen, ne pahasına olursa olsun kazanma dürtüsü bastırmaya çalıştığı geçmişinden kaynaklanmaktadır. türkiye’nin algılamasına göre geçmiş korkutucu, gelecek ise umut doludur. geçmişe hiç bakmamak, sürekli geleceği hayal etmek bugünün gerçeklerinin ihmal edilmesini doğurmaktadır. sürekli bastırılmaya çalışılan geçmiş türkiye’nin sorunlarının yanısıra tüm yaratıcı ve üretken kaynaklarını da içinde barındıran bir geçmiştir. gelecek ise, türkiye şimdi çalışmaya başlamadıkça, asla gelmeyecektir. ülkemizde pembe gözlükler ardında kurulan hayallere tanrı’ya dua ederek ulaşılmak istenmektedir. falcıların, büyücülerin önündeki kuyrukları bir düşünün. öte yandan tanrı da artık türkiye’nin biraz çalışmaya başlamasını, kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmesini asla klasik anlamda dindar bir ülke değildir. inançlıdır ama dindar değildir. inancı hepimizin bu dünyada bir gemide bulunduğumuzu ve buradaki düzenin evrene hakim daha büyük bir düzenin parçası olduğunu kavrayan bir inançtır. türkiye’nin inancı doğaya dayalıdır. dolayısıyla doğadaki düzen, doğanın ritmi ve enerjileri türkiye insanı için önemlidir. bu ülkenin yaratıcılığının kaynağı doğadır. türkiye’nin doğayla uyum içinde toprağa kök salması doğum haritasında su elementi güçlüdür. su arıtıcı ve iyileştirici özelliği ile kullanıldığında iyidir. aksi takdirde bir sel gibi taşkın duygular bizi boğabilir. kendine acımak, bir kurban gibi hissederek sürekli şikayet etmek veya tanrı’dan bir kurtarıcı yeni bir atatürk beklemek en olumsuz özellikleridir. öte yandan toprak elementi güçsüzdür. bu da maddi dünyada barınabilmenin gereklerinin ihmal edilmesinin ve ihmal edilen gerçeklerin talepleri yüzüne çarpmaya başlayana kadar "büyümeyi" reddetmesinin göstergesidir. maddi dünyayla ve gerçekliğin fiziksel boyutuyla temassızlık desteksiz ve köksüz hissedilmesine neden olur. bu durumda gerçekliğin bir başka boyutu –hayalgücü ve ruhsallık- devreye girer. bu hayaller ve ruhsallık, olumsuz biçimde kullanılmadıkça, kişinin ruhsal anlamda ve yaratıcı çabalarında hiçbir sınır tanımayacağını gösterir. bunun sonucu verimli hayalgücü ve yaratıcılığı çok güçlü olan bir ülkedir. arabası dağın başında kaldığında çevreden uydurduklarıyla onu tamir edebilenler bu ülkenin insanlarıdır. aslında herşeyi birbiriye uydurma, bir yolunu bulma bizim en önemli özelliğimizdir. gerçi şimdiye kadar bu özelliği birşey yaratmak yerine cebimizi doldurmak için kullanma nedeniyle bir faydasını göremedik, ancak bundan sonra artık yaratmak zorundayız. daha önce düşünülmemiş şeyleri düşünmekte, buluşta üstümüze yok. ayrıca bunları en son teknolojileri kullanarak yapma gücüne sahibiz. bu anlamda dünyanın iletişim, bilişim ve yazılım merkezi olmamızın önünde engel olarak sadece kendimiz en güçlü olduğu konular kendi yaratıcılığını ve kaynaklarını öne çıkardığı konulardır. bunlar arasında iletişim, bilgisayar, moda, yemek, spor, turizm, tarih, felsefe, edebiyat, tarım, madenler, hayvancılık, her türlü elsanatları, her türlü üretim, her alanda yenilikler sayılabilir. ancak ilerleme yolunda türkiye’nin zenginleşme gibi, para gibi maddi hedefleri bir kenara bırakması gerekir. türkiye için asıl önemli olan değerler ruhsal değerlerdir. kalbine, ruhuna, içindeki çekirdeğe ve ateşe ulaşamayan her türlü hedef için çaba göstermek beyhudedir. türkiye ancak değerlerini bu şekilde belirledikten sonra istikrarlı bir ekonomiye kavuşabilir. bu da para için ruhunu satmamak demektir. türkiye’nin maddi ve manevi anlamda güvenliğe ulaşmasının yolu üzerinde yaşadığı toprağı, geçmişini, köklerini ve kalbini onurlandırması, bu toprakları geçici olarak görmemesi, buraya kök salması, dolayısıyla beslemesidir. artık benden sonra tufan diyen göçebe zihniyetinin bırakılması güçlü olduğu noktalardan biri de tarafsızlık, arabuluculuk ve ikna yeteneğidir. türkiye her anlamda karizmaya sahip, dikkatleri hemen üzerine çeken bir ülkedir. ancak bunu sırf önemsenmek, başkalarını kandırmak veya yönetmek ve kendine bağımlı kılmak için yapması ölümüne neden olur. bu özelliklerini her türlü çıkardan uzak kullanması gerekir. yani türkiye öncelikle kendi iç dünyasıyla ilgilenmeli, kendisini büyütmelidir. bu arada dünyadaki konularda da tarafsızlığını ve arabuluculuğu sürdürmelidir. uyanıklık dürtüsüyle birilerinin yanında yer almasının sonu hüsrandır. türkiye’nin dünyadaki işi hepimizin bir bütünü oluşturan parçalar olduğumuzu, ancak bunun da tek tek kendi özelliklerimizi ve bağımsızlığımızı koruyarak yapılabileceğini göstermektir. bu amaçla kullanabileceğimiz en önemli silahlarımız da sinema, edebiyat, müzik ve gösteri sanatlarıdır...kaynak bkz

türkiyenin en iyi burç yorumcusu